Kelimelerbenim.com

Blgcm_com-kelimelerbenimcom

 

 

1988
Doğduğumda susmuşum ben. Ağlamamışım diğer insan yavruları gibi. Ebem kıçıma öyle sert vurmuş ki, sinirden ağlamışım. Tam orda sigaraya başlamışım. O anda babam gelip elimde sigarayla görünce, “ulan şerefsiz, önce bi nefes al, oksijen çek ciğerine” deyip dövmüş beni. Daha yakmadan sigarayı bırakmışım.

1989
Mukadderat sonuçta; zatürre olup yataklara düşmüşüm. Doktorlar ölür mü ölmez mi diye üzerime bahis oynamış. Parayı ölmez’e yatıran doktorla bir olup bilerek ölmemişim, parayı kırışmışız. Sonra, haydan gelen huya gider deyip, kendi üzerimden kazandığım paranın hepsini kumarda kaybedip beş parasız kalmışım. Meyhaneye olan borcumu ödeyecek gücüm kalmamış, akabinde meyhaneciden de dayak yemişim. İşte tam o gün sigaradan sonra, içkiye ve kumara da tövbe etmişim.

1991
Üç yaşıma geldiğimde, temiz bir hayat sürüyorken kafayı betona çarpıp yarmışım. Bir sene sonra sünnet olurken düğün davetiyemdeki “erkek oluyorum” lafına sinirlenip, ulan şimdiye kadar ibnemiydik şerefsizler diye vaveylâ etmişim, hadise çıkartmışım. Jandarma beni alıp götürmüş, mapusa girmişim. Ben içerdeyken benim birader doğmuş. Ağır tahrikten üç senede çıkmışım.

1995
Tam o sıralar bizim kahveden arkadaş Mahmut kanıma girmiş, gel okula yazılalım diye. Bakarsın ortam yaparız, sonuçta yedi senedir bu dünyanın tozunu yutmuş adamız demiş. Ben de onun aklına uyup okula yazılmışım.

1997
Gel zaman git zaman üçüncü sınıfa geçmişim. O sene hayatımın hatasını yapıp, herkesin ezberlediği çarpım tablosunu ezberlememiş, “bu iş ezberci eğitimle olmaz” deyip okulu protesto etmişim.

1999
On bir yaşımdayken, sene doksan dokuz, Asha Kalbag isimli bir ablamızın yazdığı Bilgisayardaki Adresiniz Web Sitesi ve Dünyayı Saran Ağ: WWW diye ince iki kitap bulmuşum. Tam da o sene bizim köyde internet kafe açılmış. Lan sanki cebimden mi veriyorum, pederin parası deyip vurmuşum internetin gözüne. Millet Half-Life’tan Fifa99’dan kafayı kaldırmazken ben site yapıcam diye bildiğim bilmediğim ne varsa adeta ota boka tıklamışım.

1999
İlk e-posta adresimi kolaymail isimli düz bir siteden aldığımda tanıdığım e-posta sahibi insan sayısı, suyun donma noktasının sayısal değerine eşitmiş. Daha önce bahsettiğim kitaplardan temel HTML programlama dili öğrenmişim. İnternet kafeci babama “bu çocukta gelecek var” diyerek beni övmüş. Varımı yoğumu kendisine verdiğim için tribünlere oynamış çakal.

1999
O sıralar kendi kendime “ulan beşinci sınıf bitti bitecek ben daha hesap makineli casio saatimle hava atmadım olacak şey değil” deyip sınıf albümü fotoğraf çekimlerinde o saati resmen insanın gözüne sokmuşum. O günün öğleni kız kardeşim doğmuş. Gidip kendisine hâl hatır soracakken, hastanenin kapısında ebemle göz göze gelmişim. Kardeşler olarak üçümüzün de ebesinin aynı kişi olduğunu işte o gün anlamışım.

2000
Orta bir bitince, yaz tatilinde, sanayideki oto elektrikçi Sezai ustanın yanında çalışmaya başlamışım. Bana haftada beş milyon vermiş. O aralar net hatırladığım bir günde ishal olarak işten eve koşup tuvalete üç adım kala sanayi devrimini yapmışım.

2002
Ortaokulu 4,37 gibi amaçsız bir not ortalamasıyla bitirmişim. Bizim köye lise açılınca birileri “süper lise de koyalım içine çeşit olsun” demiş, ben de mütevazi not ortalamamla sıralamaya katılmışım. Sonuçlar açıklanmış ve Süper Lisede okumaya başlamışım. Bir liseye neden süper denir, böyle saçma bir fikri kim kabul etti acaba şeklinde sorgulamalara tam da o sene başlamışım.

2002
Hazırlık sınıfına başladığım gün, ya hu daha Türkçe’yi öğrenemedik, İngilizceyi nasıl öğrenicez, “present tense” nedir “past perfect” nedir, deli olucam deyip isyan etmişim. “Babalara geldik” diye hayıflanmışım. Burak hocamız günde 10 sayfa ödevi bize dayayınca, tıpkı bir William gibi, tıpkı bir Henry gibi öğrenmişim İngilizceyi. Ama Ahmetliğimden Mehmetliğimden zerre kaybetmemişim. Her şey iyi hoşmuş da ilkokul üçüncü sınıfta çarpım tablosunu ezberlemediğimden, gelecek seneden inceden inceye tırsıyormuşum.

2003
Hazırlık sınıfının yaz tatilinde bir veteriner kliniğinde çalışıp para biriktirmişim. O zamanın parasıyla 499 milyon TL’yi Sony Ericsson T630 markalı cep telefonuna yatırarak,
hayatım boyunca yiyeceğim tüm kazıkların açılışını yapmışım.

2003
Lise bir başlamış ve aklıma gelen başıma gelmiş. Matematikten geçemez, bu dersten nefret eder olmuşum. İki tane kıçı kırık site yaptım diye kendimi Bill Gates zannetmişim, ne olursa olsun sayısal okuycam, bilgisayar mühendisi olucam demişim. Gidip onuncu sınıfta sayısal bölümü seçip, hayatımdaki alakasız dönüm noktalarının birincisine imza atarak muhteşem bir öküzlük yapmışım.

2004
Lise hayatım boyunca öğretmen konulu şiir ilçe ikinciliği, hızlı klavye kullanma yarışması birinciliği gibi gelecekte gurur duyularak anlatılamayacak cinsten enteresan başarılar kazanmışım. Okulda kendi çapımızda Shartell diye bir müzik grubu, XFEN Catapults diye bir basketbol takımı kurmuşuz.

2005
Lise sona geçtiğimde imana gelip namaza başlamışım. Bu arada ÖSYM sınav sistemini değiştirince ettiğim küfürler kazandığım sevapları götürmüş, hatta borçlu çıkmışım. Kendi kendime “oğlum Sezer, bilgisayar mühendisi olucam diye bunca sene yedin milleti, şimdi nah olursun” demişim. Felsefe okumak gibi bir fikre kapılıp, belki daha saçmasını bulursun, az daha bekle diyip, kendi kendime hak vermişim.

2006
Meslekler rehberini karıştırırken, bilgisayar öğretmenliği bölümününün karşısındaki sayısal-1 puan türü ibaresine inanamamışım. Tamam işte, buldum, bilgisayar öğretmeni olucam demişim. O günden sonra sürekli “birinci bölüme” çalışmışım. Zamanında öğrenemediğim matematiği göt korkusundan kısa sürede öğrenmişim.

2006
Birinci bölüme o kadar abanmışım ki EA-1 , SAY-1 , SÖZ-1 puanlarım mezun olduğum dönemin en yüksek puanlarıymış. Olur bu iş deyip 24 tercihin 23’ünü Bilgisayar Öğretmenliği yazmışım. İzmir Hava Harp Okulundan astsubaylık için mülakat davetiyesi gelmiş, “lan yemişim askerliği-polisliği onlar da hayat mı be” deyip büyük konuşmuşum.

2006
O ara Burger King’de çalışmışım, alışveriş merkezinin kapısında insanlara Chicken Royal kampanya kuponu dağıtırken sempatik kişiliğim ve ticari zekâm sayesinde (ben demedim, müdür dedi) satışları %100 arttırıp mağaza müdüründen bir kuru aferin almışım.

2006
Üniversite sonuçları açıklandığında, babalara geldiğimi anlamışım. ÖSYM’den “sizi yerleştiremedik” şeklinde hicivli bir mesaj almışım. Bir sene daha hazırlanmayı göze alamayıp, gözümü karartmışım. Bilgisayar mühendisliğinden, iki yıllık bilgisayar bölümüne kadar düşmüşüm. Babam “2 yıllık bölüme gitme” dese de gidecekmişim.

2006
Ek kontenjan tercihlerimin en başına Gümüşhane Bilgisayar Programcılığı yazmışım. Tercihleri ertesi gün internetten göndereceğim geceymiş ve babam “at antrenörlüğü yazdın mı?” diye sormuş. Hayır demişim. Yaz demiş. Boşver demişim. Yaz demiş, en sona yazmışım. Başa yaz demiş. “Eh arkadaş zaten 1 kişilik kontenjanı var, beni bulmaz ya” deyip yazmışım.
İnternette de biraz araştırınca, lan ne meslekmiş be ayda 3000 dolarla işe başlıyormuşsun deyip gaza gelmişim. Ek kontenjan sonuçları açıklanıp da kazandığımı görünce havalara uçmuşum. Hayatımdaki anlamını bugün dahi sorguladığım, soranlara söylemeye utandığım Kocaeli Üniversitesi At Antrenörlüğü bölümünü böylece kazanmışım.

2006
Kocaeli’ye gittiğim ilk gün, kaldığım yurtta aynı bölümü okuyan arkadaşların anlattıklarından, kazandığım bölümün boktan bi bölüm olduğunu anlamış, kandırıldığımın farkına varmışım. Gel gör ki aileye böyle boktan bir haberi vermek pek de kolay değilmiş. Bir sene boyunca bu gerçeği gizlemişim.

2007
Kocaeli’de part-time iş aramışım, en sonunda bir benzin istasyonunda bahşiş karşılığında araba yıkama işine girmişim. Üç-beş gün iyi para kazanmışım. Fakat bayram tatili dönüşü, tatili biraz (18 gün kadar) uzattığım için yetkililer tarafından kibarca kovulmuşum.

2007
Artık okul durumunu aileye yavaş yavaş açıp, onları da bu gerçeğe alıştırmışım.
O sene attan düşmüş, başka bir attan tekme yemiş, diğer bir at tarafından da ısırılmışım. Ama yine de atları seviyormuşum. Aynı yıl, hayatımda ilk defa, yaşama şansı %5 olan kritik bir hastaya kan vermişim.

2008
İçimden gelen bir şeyler yazma isteğini karşılamak adına şu anda okuduğun blogu açmışım. At Antrenörlüğünün ikinci yılını da başarıyla bitirip 4 üzerinden 3,13 ortalamayla evime dönmüşüm. Kocaeli’nin bana kazandırdığı en güzel şey, İstanbul – Kocaeli arasında, şehirlerarası otobüste tanıştığım güzel bir kız olmuş.

2008
İşsiz kelimesinin sadece bir hakaret olmadığını, hayatın acımasız bir gerçeği olduğunu tam 20 yaşımda öğrenmişim. Bu haldeyken ailemin maddi sıkıntıda olması benim için hayatı çekilmez hale getirmiş. Uzun dönem askerlik yapmamak için açıköğretim işletme fakültesine dikey geçiş yapmışım. Beğenmediğim iki meslekten biri üzerine eğitim veren resmi bir okulun sınavlarına bir ay içinde hazırlanmışım, çaresizliğin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak sınırlarımı zorlamış ve o sınavı kazanmışım. Bu tür sınavlardan dayınız olmadan da geçilebildiğini tecrübe etmişim. Rotamı 2 seneliğine İstanbul’dan Malatya’ya çevirmişim.

2010
Tam her şey ne kadar güzel gidiyor, hayatımız sonunda yoluna girecek derken, gecenin üçünde gelen bir telefonla, ondan bin kilometre uzaktayken canım babamı kaybettiğimi öğrenmişim. “Bir erkeğin doğumu babasının ölümüyle başlar” derler, çok doğru. Hayatım bu noktada yeniden başlamış. Artık iki kardeşimin sadece abisi değilmişim.

2010
Bir üstteki paragraftan önce okuduklarınızı yazan neşeli Sezer’i büyük oranda kaybetmişim. “Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor” demiş Peyami Safa. Bu söz on kitabın anlatamayacağını anlatır bana. Fakat tümüyle hayata küsmek olmaz, metanetli davranıp içinde bulunduğum duruma şükretmişim. Kelimeler Benim Blog’la Blog Ödülleri‘nde kişisel kategoride üçüncü olmuşum. Hattâ hiç beklemediğim halde, Altın Örümcek‘te de ikinciliğe layık görülmüşüm.

2010
Kim kan vermek ister sorusu karşısında efelik yapıp ben demişim. Gittiğim hastanede vereceğim şeyin kan değil, trombosit olduğunu öğrenince pek bozuntuya vermeden hortum altına yatmışım. Hayatımda ilk defa orada bayılmışım. Aynı yıl “adam olup”, doğduğum yerde, İstanbul’da para kazanmaya başlamışım.

2011
Üç yıl önce dikey geçişle kaydolduğum açıköğretimi uzatmalara kalmadan bitirmişim. Kağıttan kalın, kartondan ince, mühürlü belgelerimin arasına, üzerinde İşletme Fakültesi yazılı bir yenisini eklemişim. Açıköğretim denilen şeyin çalışmadan da geçilebileceğini keşfedince gelecek nesillere konuyla ilgili, az daha uzun olsa dünya klasikleri arasına girebilecek bir eser bırakmışım.

2011
Tuzlu kahveyi de içip, at-avrat-silah üçlemesini resmen tamamlamışım. Sekiz beş insanı olmanın verdiği monotonluğun da yardımıyla iki monitör karşısında oturmaktan bürosite yapışmış bir götün ve kendi klasmanında iddialı sayılabilecek minik bir göbeğin sahibi olmuşum. İş icabı da olsa hayatımda ilk defa otelde, hem de beş yıldızlı otelde kalmışım. Tam o sıralar Hürriyet’in düzenlediği Bumerang Ödülleri‘nde En Tarz Blog kategorisinde ikinci seçilmişim.

2013
1400 Sene önce gelen mesajı okumak için çeyrek asır beklemek yeter deyip, haftada bir yaptığım şeyi haftada 35 defa yapmaya başlamışım. Bir dürbün alıp, çok sevdiğim gökyüzü ve yıldızlara biraz daha yakınlaşmışım. Beş sene önce şehirlerarası otobüste tanıştığım o kızla evlenmişim. Balayı sebebiyle İspanya ve Portekiz’e giderek hayatımda ilk defa yurt dışına çıkmışım. Barcelona, Madrid, Santiago, Lizbon gibi şehirlerde medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavarla tanışmış ve memnun olmuşum. Aynı yıl, Balkan göçmeni olan eşimin asıl memleketi Bulgaristan’a gidip, aldığım Shengen vizesinin dibini sıyırmışım. Daha güzel blog yazabilmek için Anadolu Üniversitesi’nin Medya ve İletişim bölümünde okumaya başlamışım.

2014
Dört sene İstanbul’da çalıştıktan sonra, biraz da doğuda çalış diyen devlete eyvallah demişim. Van Gölü ve Süphan Dağı’na bakan bir daire tutup, eşyaları kamyona yükleyip, hanımı da koluma takıp yola koyulmuşum. Gökyüzüne biraz daha yakınlaşmak için çocukluğumdan beri hayalim olan o teleskopu satın almışım. Babasız kaldıktan dört buçuk sene sonra, birinin babası olacağımı öğrenmişim.

2015
Gönlümdeki işi yapamıyor olsam da yaptığım iş dahilinde bilgisayar ve internet ile ilgili bir bölümde çalışmaya başlamışım. İlk arabamı alıp o arabayla hastaneye gitmişim. Hastanedeki ultrason ekranında bir pipi görmüşüm. Eve döndüğümde Medya ve İletişim bölümünden, biri yüksek olmak üzere her dönem için bir, toplamda dört Onur Belgesiyle mezun olduğumu fark edip dördüncü diplomamı da evin şu anda hatırlayamadığım bir yerine sokmuşum. Blog yazmanın güzel bir şey olduğuna yürekten inanıp, bu konuda yetenekli olduğuna inandığım arkadaşlarıma öncülük ederek dakika.org isimli çok yazarlı blogu açmışım.

2015
Sıcak bir Haziran günü, oğlumun kulağına ezan okumuşum. Sarılık denilen hastalık hakkında çocuk doktorlarıyla tartışacak kadar çok şey öğrenmiş ve çok şükür öğrendiklerimi kısa süre sonra unutmuşum. Aldığım fotoğraf makinesinin kullanma kılavuzu hoşuma gitmeyince Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümüne başlamışım. Van Gölü’ne ayaklarımı sokmuş, Ağrı ve Iğdır’ın havasını solumuş, İstanbul’un özlenmeyi hak eden bir şehir olduğuna yürekten inanmışım.

2016

 

 

 

Yazarımızın bu güzel paylaşımını okuduysanız artık siz de bu sayfaya adım atabilirsiniz. Kelimeler Benim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir